Yeşil Terapi

Batı Karadeniz’de organik tarımın yükseldiği, bin bir çeşit mantarın ve yeşilin yetiştiği Küre ve Ilgaz dağlarının eteğinde Kastamonu, tarihi konakları ve at çiftlikleriyle hak ettiği değere dört nala koşuyor.

Gözlerimi kapatıyorum her şey yeşil, açıyorum etrafım yemyeşil. Zümrüt rengi, insanda iyileştirici bir etki yaratıyor ve bu enerjiyi şimdi ciğerlerimin içinde hissediyorum. Huzurlu bir gevşemeyle kendimi yeşilin büyüsüne bırakmak üzereyim… Oysa daha

çok erken. Şimdiye kadar gördüğüm en küçük, en düzenli ve en pratik havaalanındayım. İki sene önce faaliyete geçen Kastamonu havaalanının binası oldukça yüksek bir konumda ve boydan boya camları sayesinde tüm manzarayı içeri alıyor. Sakinliğinin bir başka nedeni de sadece hatlar ve İstanbul bağlantılı uçuşlara açık olması. Burası 90’lı yıllarda ilk açıldığında yeterli ilgiyi görmediğinden bir süre sonra kapanıp düğün salonu olarak kullanılmış. Şimdi ise orijinal ayarlarına geri dönerek şehre gelenlerin hayatını kolaylaştırıyor. Daha binadan dışarı adım atar

atmaz masmavi gökyüzü ve Karadeniz’in engin yeşili bende bir nevi sarhoşluk etkisi yarattı.

Ağamız Hanımdır

İlk durağım, hemen yakındaki İzbeli Çiftliği; 860 dönüm arazi içinde 400 yıllık eski bir Osmanlı konağı. Kapısında yavru kediler, köpekler, horoz ve tavuklar bizi karşılıyor. Konağın sahibi

Sabiha İzbeli’yi Karadeniz bölgesinde tanımayan yok. Çiftlik, Karadeniz turu yapanların ilk uğradıkları ve kahvaltı yaptıkları durak. Duvardaki gazete kupürlerinden bol sayıda politikacı ve sanatçıya da ev sahipliği yaptığı anlaşılıyor. Son derece mütevazi ve samimi bir yer olduğu her halinden belli. Soba ile ısınan konağın odalarında kahvaltı servisi gün boyu sürüyor. Sobada demlenen çayın yanında kızaran ekmeklerin kokusu insanı acıktırmaya yetiyor. Kızılcık, dut, bölgeye has üryani eriğinden yapılmış yirmi çeşit reçel/marmelat ve organik tohumla yetiştirilmiş domates ve biberin yanında çiftlikte yaşayan koyunların sütünden peynir çeşitleri önümüze sırayla geliyor.

Çiftliğin organik tarım sertifikası var. Konağın içi antikalar ve ailenin anıları ile dolu. Sabiha teyzenin kayınvalidesi Selma İzbeli, Kurtuluş Savaşı sırasında ilk kadın mitingini düzenlemiş kişi.

Oğul Serdar İzbeli aynı zamanda Kastamonu Ziraat Odası meclis başkanı ve organik tarım konusunda neredeyse takıntıya varacak bir hassasiyeti var. “Asla yetiştirdiğimiz ürünlerde suni gübre ve sentetik ilaç kullanmıyoruz, bu konuda denetimlere tabiyiz” diyor ve yerli tohumları korumak

için çalıştığını ekliyor. Osmanlı Padişahı IV. Mehmet (Avcı Mehmet) tarafından, 1651 yılında İzbeli ailesine verilen çiftlikte Osmanlı Ordusuna sipahi yetiştirilmiş. Kurtuluş Savaşı’nın olduğu yıllarda Selma İzbeli; Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar

Kolu kurucusu ve Kastamonu’daki ilk kadın Belediye Meclisi üyesi unvanına sahip olmuş. Kastamonu’daki kadınları toplayarak asker için çorap, kazak, fanila ördürüp cepheye göndermiş; askerleri yolda karşılayıp yiyecek tedarik etmesi ile tanınıyor. Şimdi Sabiha

İzbeli de benzer bir motivasyonla Kastamonu’nun değerlerini geniş kitlelere duyurmak için çabalıyor.

Çiftlikten direksiyonu şehir merkezine kırıyorum. Kastamonu’nun içinden ince bir nehir akıyor. İlk bakışta, ferforje parmaklıklı köprüler Eskişehir’i anımsatıyor. Yol genişletilmesinde bir ayağını kaybetmiş, topal gibi duran 500 yaşındaki Nasrullah köprüsünü görünce içim cız ediyor. İleride bir tepede -Avrupa’daki çan kulelerini anımsatan- saat kulesi şehre güzellik katmış.

Rivayet, daha önce İstanbul’da bulunan saat kulesinin, sık çalan gong sesiyle II. Abdülhamit’in bir gözdesini rahatsız ettiği ve buraya sürüldüğü yönünde. Şimdi eteklerindeki manzaralı çay bahçesinde şehrin genç aşıklarını ağırlıyor. Buradan Kastamonu kalesi çok net görünüyor. Oldukça iyi korunmuş kale ortaçağ döneminde inşa edilmiş.

 

Konağıma Beklerim

Şimdi, kaleye giden yol da turizmden nasibini almayı hedefliyor. Tamamının Avrupa Birliği (AB) fon kaynaklarıyla yapılması planlanan proje dahilinde Şeyh Şaban-ı Veli caddesinde bulunan

47 binanın cephe giydirmesi yapılarak, Safranbolu ve Beypazarı evleri benzeri bir görünüme kavuşturulması düşünülüyor. Bazı evler yapılmaya başlanmış ama eski doku daha iyi korunabilirdi diye düşünüyorum. Gözüme fazla hijyenik ve yeni görünüyorlar. Şeyh Şaban-i Veli caddesinin daha başında bulunan ve özenle orijinaline uygun restore edilmiş Uğurlu Konağı ise gerek bölgeyi canlandırmak, gerekse “konak turizmi” açısından hizmet kalitesiyle bölgede isim yapmış bir müessese. Konağın sahibi İstanbullu turizmci Gülsen Kırbaş, bölgede turizmin canlanmasını sağlayanların başında geliyor.

Zamanında şehre inanmış ve burada yatırım yapıp kendisi konak restore etmeye başlamış; Uğurlu Konağı’nın ana binasındaki odalarda ahşap işçiliği görmeye değer. Otelin eğitimli kadrosu detaylara önem veriyor. Uçak saatinize göre -gerekiyorsa sabah altıda kahvaltı büfesini sizin için hazırlıyor, siz söylemeden uyandırma servisi veriyorlar. Üstelik akşam şömineli restoran bölgede içkinizi alabileceğiniz ender yerlerden biri.

Şimdi iki bina arasında yeni bir konak inşa edilerek şu an 25 olan oda sayısı artırılacak. Kastamonu’daki köşklerin Safranbolu’dan farkı her birinin farklı mimari özellikte olmaları. Bugün şehirde kayıtlı 85 tarihi konak var.

Serbest Atlar Zamanı

Son olarak yaylalara çıkmak ve bölgenin en yeşil ormanlarında dolaşıp mantar toplamak üzere Daday’a gidiyoruz. Daday’ın girişinde birçok at çiftliği var. Osmanlı döneminde süvari atları buralarda yetiştirildiğinden bölgede atçılık kültürü oldukça yaygın. İksir Resort Town bunların arasından kolayca sıyrılıyor. Burası çeşitli etkinlikleriyle bölgeye katma değer taşıyan, içinde binicilik kulübü ve spa’sı bulunan ender Karadeniz otellerinden biri. Kulüpteki on at arasında İngiliz ve Arap atları dikkat çekiyor. Tesisin kapalı ve açık manejinin yanı sıra atların koşturabileceği

80 dönüm çim alanı da var. Kışın fayton ve atlı kızaklarla geziler düzenleniyor. Otelden bisiklet kiralayıp belirlenmiş rotalara doğru pedal sallamak da mümkün. 90 yaşındaki konakta 26 oda var. Odalar çok geniş ve ahşap oymalı, pirinç karyolalı antikalarla döşeli. Yeni otel binasındaki odalar ise daha sıradan. Her sene ekim ayının son haftası yapılan Mantar Şenliği’nde Türkiye’nin tek mikoloğu Jilber Barutçıyan eşliğinde Ballıdağ’da mantar toplanıyor. Daha sonra otelin geniş restoranındaki mantar eğitiminin ardından mantar yemekleri birlikte pişirilip yeniyor ve hep beraber kanlıca mantarının turşusu kuruluyor.

İksir Resort Town’a ismini vermiş olan İksir Aydın ve kızı Ece ile otelde tanışıyorum. İksir hanım aslen Daday’lı ama hayatını İstanbul’da kurmuş emekli bir matematik öğretmeni. Bundan otuz sene önce dünyaya getirdiği kızlarını sağlıklı beslemek adına tarıma ilgi duymaya başlamış. Önce Çatalca’da bir çiftlik alıp orada taze yumurta, üzüm, sebze ve meyve ekimine girişmiş. Daha sonra atçılığa meraklı olan eşinin de desteğiyle, doğduğu topraklara bir şeyler verebilmek adına Daday’daki çiftliği ailece kurmuşlar. Çiftliğin hemen yanında

bir fabrikaları da var. Burada kendi yetiştirdikleri meyvelerden yaptıkları reçel, pekmez, genetiğiyle hiç oynanmamış 10 bin yıllık Siyez bulguru, tarhana gibi doğal ürünlerin satışını internet üzerinden yapıyorlar (kastamonudogalurunler.com).

Conde Nast Traveller Türkiye – Kasım 2015 sayısında yayınlandı. Fotoğraflar: Yeliz Atıcı

Conde Nast Traveller Türkiye – Kasım 2015 sayısında yayınlandı. Yazar: Serra Gürçay Fotoğraflar: Yeliz Atıcı