Mardin’in İnsan Hazineleri

4 İnsan

4 Mardin

Mezopotamya ovasını ilk kez yeşile boyanmış görüyorum. Kış bereketiyle gelmiş. Yaz aylarında sapsarı ve uçsuz bucaksız uzanıverirdi karşıma. Kentin gezginleri de çoğalmış, kafileler dolusu yerli turist yüzlerinde tebessüm ile sokak ortasında sunulan kahve, badem ve içi hurmalı Süryani kurabiyelerinin keyfini çıkarıyor. Kalabalığa rağmen kentin tılsımlı havası, kadim dinlere yakın olma hissi, farklı dilleri paylaşan yerli halkın hoşgörüsü hiç eksilmemiş. Kuruyemişçi Şeyhmus’un, camaltı ustası Hamdin’in, rehber Kuryakos’un ve sahaf Hüseyin’in her daim açık kapılarından içeri dalıyorum.

Artuklu Halil Amca’nın oğlu Şeyhmus

Artuklu Halil Amca’nın oğlu Şeyhmus

Sabahtan dükkanın önüne bir kova su dökmüş, dibekli kahveyi de ocağa koymuş kokusu yayılıyor tüm sokağa. Uzaktan küçük gibi duran dükkanın içi labirent şeklinde derinleşiyor ve avluya açılıyor. Yeni kavrulmuş leblebiler ve bademler uzaktan göz kırpıyor. “Göz yanılır damak asla” sözleriyle dibek kahvesi yanında Mardin’e özgü mavi badem şekerleri ikramı başlıyor. Şeyhmus’u sokakta gören İskoçyalı sanır oysa kendisi: “Kızıl saç bu bölgede çok nadir değil” diyor. Arapça seyrettiği TV kanalının sesini kısıyor ve Coğrafi İşaret Tescil Belgesi olan mavi badem şekeri İmlebbes’lerin (Arapça üzeri kaplı anlamına geliyor) renklerinin doğuda yetişen Lahor ağacının köklerinden nasıl elde edildiğini anlatıyor. Dükkanın ismi Şeyhmus’un 50 senedir bu işi yapan babası Artuklu Halil Amca’dan geliyor. Yöresel ne kadar yiyecek varsa hepsini toplu halde ve en taze haliyle burada bulmak mümkün. Aile zaten binanın üst katında oturuyor. “İstediğiniz saatte gelin kapıyı açarız” diyor. Bölgede tanıştığım kişilerin neredeyse yarısının isminin neden Şeyhmus olduğunu sorduğumda gülüyor. Kendisi dört kızdan sonra ailenin tek erkek çocuğu. Bölge insanı Mardin ile Diyarbakır arasında bulunan Sultan Şeyhmus türbesine gidip çocuk sahibi olmak için adakta bulunurmuş. İşte o yüzden bölgedeki kızların çoğunun ismi Sultan erkeklerin ise Şeyhmus olmuş. Artukluhalilamca.com

Nazarları çatlatan Hamdin Usta

17. yüzyıl ortalarında yapılmış tonozlu derin dükkanlara sahip Revaklı Çarşı’da (Tellallar ve Sipahi Çarşısı diye de anılıyor) gün öğlene doğru başlıyor. Camaltı sanatı ile çizdiği Şahmeran figürleri ile tanınan Hamdin ustaya dükkanını açarken etraftaki esnaf yardım ediyor. Ahşap masalar dükkanın önüne taşınıyor, bakır objeler ve antikalar gün yüzüne çıkarak alıcısını bekliyor. Şahmeran, Pers mitolojisinde gövdesinin yarısı yılan olan bir kadın figürü ve nazara karşı koruyucu olduğuna inanılıyor. Hamdin Usta bir figürü en az dört günde bitirdiğini söylüyor ve çok emek isteyen camaltı sanatına ilginin azaldığından şikayet ediyor. Usta ile biraz konuşunca İslam tarihinin ayaklı bir ansiklopedisi ile karşı karşıya olduğumu fark ediyorum. Şaşırdığımı görünce “Siz beni tanımazsınız tabi” diyor kendisi dile getirmese de şifacı kimliği ve nazara karşı yaptığı dualarla da ün saldığını anlıyorum. Nitekim, gözüme bakıp ruhumu okuyor. Kimyanız tutarsa oturup saatlerce size de hayat dersi verebilir. Nazar duası ile tüm ailemi ve beni kutsuyor. Evet…ustanın kendisi de en az fırçası kadar ilgi çekici. Dükkandan çıkarken “Senin duyguların çok açık, onları ifade et” diye de akıl vermeyi ihmal etmiyor. Sipahiler Çarşısı No.21.

Mardin Sahafı Hüseyin

Cumhuriyet Meydanı’nda yürürken Cercis Murat Konağı’nın hemen girişine yakın bir sahaf dükkanı dikkatimi çekiyor. Geçen sene açılmış olan dükkanın duvarları kitaplardan görünmüyor ve adeta bir bilgi mabedine girer gibi atıyorum ilk adımımı. Kentin tek sahafı geçen sene açılmış. Hüseyin Gündüz ve kardeşi işin başında duruyor. Amaçları Kürtlerin, Arapların, Ermenilerin, Süryanilerin, akademisyenlerin ve öğrencilerin kitaplarla buluşması. Hüseyin Gündüz daha önce Antalya ve İstanbul’da da sahaflık yapmış. 11 yaşında ayrıldığı memleketi Mardin’e 43 yaşında geri dönmüş ve şimdi Artuklu Üniversitesi’nde antropoloji okumaya başlamış. “Bugün 50 TL’lik yeni kitap aldım ama hiç satış yapmadım” diyor. Zaten asıl niyeti satış yapmak değil çocuklar gelsin kitaplara dokunsun birini alıp gitsin istiyor. Her tür kitap bağışı aldıklarını ve desteğe ihtiyaçları olduğunu da ekliyor. Mardin Sahaf, Cumhuriyet Meydanı No.403, 0553 2511100.

Mor Gabriel Manastırının prensi Kuryakos

Mor Gabriel Manastırı’nın temeli 397 yılında atılmış ve Süryaniler için hala çok büyük anlam taşıyor. Manastıra sabahın erken saatlerinde giderek tur otobüslerine denk düşmemeye gayret ediyorum. Manastırın taş işçiliği, mükemmel restorasyonu, temizliği, düzeni, sükuneti insanı daha ilk görüşte çarpıyor. Küçük bir grup toplanır toplanmaz kibar rehberimiz Kuryakos (ismi tanrının hediyesi anlamına geliyor)  genç yaşına rağmen gözlerinde taşıdığı bilgeliğin verdiği ışık ile giriş kapısında bizleri karşılıyor. Manastırın içindeki ibadet alanlarını, mezarlıkları, yatakhaneyi, bahçedeki üzüm bağlarını anlatıyor. Çıkışta her geleni kapıya kadar uğurluyor. Bu esnada biraz konuşuyoruz; Manastır 30 kadar Süryani çocuğun bakımını üstleniyormuş. Bu çocuklar uzak köylerde yaşadıkları için okula gidemediklerinden burada yaşıyor ve özel servis ile okullara bırakılıyorlar. Aslında kendisi de çocukluğunu bu manastırda geçirmiş. Bugün hala burada bir odası var. Üzüm bağlarını incelerken Kuryakos’un Mardin’de ve Midyat’ta şubesi bulunan Siras şaraplarının da ortağı olduğunu öğreniyorum. Midyat ve Mardin’de Süryaniler genelde şarap veya gümüş işi ile uğraşıyorlar. Üzüm bu topraklarda bol yetişiyor. Mor salkımlar bölgenin insanına uyum sağlamış ve sofraların geleneğine göre şekil değiştiriyor; bazen şarap, diğer zaman şıra, meyve veya pestil hiç fark etmiyor ama sofralardan hiç eksik kalmıyor.

Yazı: Serra Gürçay Nisan 2019’da Seturday.com’da yayınlanmıştır.